8 Nisan 2009 Çarşamba

hırsızın oyunu


Payıma düşen ufak miktarda miras, lüks zevklerim için yeterli olmasa da ömür boyu çalışmamamı sağlayacak düzeyde. Çok şükür bu mütevazı servet bana “hobi” olarak değerlendirdiğim hırsızlık için yeterli zamanı ve ilgimi taze tutacak güveni sağlıyor.

Kitap çalıyorum. Hırsızlığın bu türüne yaklaşımınız kişiliğinize göre değişecektir. Beni sevimli bulanınız da olacaktır, okuyabildiğimden fazlasını çalmamı açgözlülüğün tezahürü olarak görenler de. Çaldığım kitapların çoğu okumayı seveceğim türden kitaplar. Bazısını çalar çalmaz okuyorum. Hatta bazen kendime, okumak için katı bir disiplin uygulayıp, önce ilk cildi çalıyorum, okuduktan sonra da diğer cildini. Bazısını da emeklilik günlerim için saklıyorum. Tarih, felsefe, bilimsel kitaplar özel yaptırdığım kütüphanemde terbiyeli terbiyeli onlarla tam zamanlı ilgileneceğim zamanı bekliyorlar.

Kitapları, kitapçılardan, kütüphanelerden ve en çok da evlerden çalarım. Hayır, dost ahbap evlerinden değil. Hiç tanımadığım evlerden. Hırsızlık konusundaki başarım artık adrenalimi yükseltmeyecek kadar çok olunca, işe başka heyecanlar katmaya karar vardim. Girdiğim evden istediğim beş-altı kitabı çalıyorum ve o eve bir adet kitap bırakıyorum. Bu oyunu oynamaya karar verişimin nedeni girdiğim evlerde benzer okuma zevklerine sahip insanları birbirinden haberdar etmek, onları düpedüz tanıştırmak. Sizin anlayacağınız, internet’teki kitap kulüplerinin yaptığının bir benzerini yapıyorum, ama çok daha heyecan verici bir şekilde yapıyorum bunu.

Şöyle oluyor; hırsızlık için çıkacağım gece genellikle hafif bir yemek yerim ve kesinlikle alkol almam. Koyu renkli hafif giysilerimi, kauçuk tabanlı pabuçlarımı giyip, pantolon cebime hırsızlık aletlerini koyarım (bildiğiniz maymuncuk, sivri uçlu törpüler vs). Hırsızlık yapacağım evin çevresinde önce bir tur atarım, mahalleyi tanırım. Evin sahiplerinin alışkanlıklarını genellikle önceden bilirim ve o gece evde olmayacaklarından emin olurum. Kilidi açmam sorun olmaz. Onlar ne kadar iyi kilit sistemi ve alarm sistemi kullansalar da benim için onları aşacak yolları bulmak her zaman mümkündür.


Bir evin kütüphanesi için daha önce keşif dalışı yapmış olurum. Kütüphaneyi tanırım.
Hangi kitabın olmadığını, ama olması gerektiğine karar veririm. Bazen onları bir yazarla tanıştırmak için yanıp tutuşurum. Bunun için yoğun zihinsel bir süreç yaşarım. Dahası, fotoğraflara, duvardaki resimlere, mobilyaların tasarımına, buzdolabına bakarım. CD’lere göz gezdirip dinlemeyi sevdikleri müzikleri, filmleri incelerim. Sahipleri hakkında fikir edinirim. Bu çalışmayı, onlara hediye edeceğim kitap için yaparım.

İkinci kez geldiğimde, doğruca evin salonuna, çalışma odasına, kütüphane her neredeyse
oraya gider, el fenerini hızla kitapların sırtlarında dolaştırırım. Keşif gezisinde mimlediğim kitapları çabucak alırım. Aradığım kitabı yerinde bulamazsam canım sıkılır, hızla masanın üstüne, çekmecelere, yatak odasındaki komodine bakarım ve bulduğum anda sevincim büyük olur. Sevdiğim yayınevleri, yazarlar, bazen de sadece iyi çeviri hatırına çaldığım kitaplar olur. Beş, çok istemişsem altı kitap çalırım. Nihayet, daha önce girdiğim ve kitap zevki en çok benzeyenin kütüphanesinden çaldığım kitabı, masaya bırakırım. İçine, o kitabı aldığım evin adresinin yazılı olduğu bir kart bırakarak elbette. Onların tanışmalarını, önce şu korkunç hırsızlık olayı hakkında heyecanla konuşacaklarını, bu meselenin tanışmalarındaki ilk soğukluğu aşmalarına yardımcı olacağını, sonra çalınan kitaplara, daha sonra da sohbetin ortak kitap zevklerine evrileceğini düşlerim. Ortak kitap zevki olan insanların birbirlerine benzedikleri, kitaplardan aynı şekilde etkilendikleri varsayımına dayanır elbette bu macera. Birbirleriyle çok iyi dost olacaklarını hayal etsem de hiç sevmeyebilirler birbirlerini, ki bunu düşünmek bile istemem.

Asla iki evden aldığım kitapları birbirlerine bırakmam. Bazen kitapla birlikte bir müzik CD’si bıraktığım da olur. O kitabı okurken çok iyi gidebileceğini düşünerek. CD’yi bazen kendim alırım, çoğunlukla da başka bir evden çalmış olurum.

Yaptığım bu. Hayat olduğu haliyle çok sıkıcı ve ona katlanmak için icat ettiğim bir oyun bu. Umarım yargınızda çok sert olmazsınız bana karşı.

Şimdi size bir soru soracağım. Hepiniz, birbirinizin evinde (blogger mahallesinden bahsediyorum) hangi kitapların olduğunu az çok biliyor ya da tahmin ediyorsunuz. Eğer sizin siteye gelip bir kitap bırakacak olsaydım, hangi siteden hangi kitabı çalıp getirmemi isterdiniz? Sizden çalacağım kitabı sadece ben biliyorum:)
not: atilla bey sizi bekliyorum. tahmin edersiniz ki bu kitap hırsızlığı öyküsü çokça sizin için yazıldı.

9 yorum:

Günlerin Tortusu dedi ki...

HIRLI MI, HIRSIZ MI?

BLOGGER MAHALLESİ'NDE EVİNE GİRİLENLERİN SAYISI ...'YA YÜKSELDİ. POLİS İPUÇLARINI DEĞERLENDİRİYOR. MAHALLENİN EN YÜKSEK MÜLKİ AMİRİ BAY MÜLKİ AMİR, "NE OLURSA OLSUN, HIRSIZIN YAKALANMASINA AZ KALDI. POLİS TÜM İPUÇLARINI DEĞERLENDİRİYOR, ONU YAKALAYACAĞIZ. AMA KİŞİSEL OLARAK BU KİŞİNİN YAKALANMASINI İSTEMİYORUM, ÇÜNKÜ ONUN HIRLI BİR HIRSIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM," DİYEREK KAFALARI KARIŞTIRDI.

BMHA* - Dün itibarıyla son dönemde Blogger Mahallesi’ndeki hırsızlık olaylarına bir yenisi daha eklendi. Bununla birlikte evi soyulan sakinlerin sayısı da ...’ya yükseldi. Son kurban, Mutlak Töz Apartmanı’nın sahibi oldu. Alınan bilgilere göre evde bulunan dizüstü bilgisayara, açık konumda duran mücevher kasasındaki ziynetlere (ki 1 kg’a yakın olduğu rivayet ediliyor) ve içinde 17.000 TL, 22.000 USD ve çok miktarda hisse senedi bulunan zarfa da dokunulmadığı ortaya çıktı. Mutlak Töz Apartmanı’nın çok titiz sahibi yaptığı araştırma sonrasında, evinden tek çalınan eşyanın kendisi için manevi değeri çok büyük olan ve yazar tarafından adına imzalanmış Kierkegaard’ın Kaygı Kavramı adlı kitap olduğunu belirtti. Mutlak Töz Apartmanı sahibinin bu iddiasına mahallenin yüksek mercilerinin kuşkuyla yaklaştıkları belirtiliyor.

Yakın dönemde aynı hırsızın girdiği evleri ve çaldığı kitapları hatırlamak gerekirse:

Bağımsız Denklem Apartmanı’ndan Pluie Hanım’ın Gabriele d’Annunzio’nun Ölümün Zaferi adlı kitabının Japoncası;

Torkunç Apartmanı’nın sahibi Torkunç Bey’in Edward Gibbon’un Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi (Torkunç Bey bu kitabın Borges’in kitaplığından satın alındığını iletmiştir);

Dağ çileği bahçeleri ile mahallede nam salmış Aslı Hanım’ın Yurtluğundan** Behrengi’nin Küçük Kara Balık adlı kitabı;

Perili Köşk’ten Kafka’nın Şato’su (Peri Hanım bu hırsızlık sonrası bir çağrı yaparak kitabın eski yerine bırakılmaması durumunda evdeki perileri devreye sokacağı (?) tehdidini savurdu. Kitap yerine ulaşmamasına karşın perilerin yerlerinde olduğu görgü tanıklarınca doğrulandı.)


* Blogger Mahallesi Haber Ajansı
** Malikane yerine yurtluk demesem, çatlardım.

lusin dedi ki...

hırlı
(http://tdkterim.gov.tr/seslisozluk/?kategori=yazimay&kelimesec=029882)
sıfat, halk ağzında

1 . İşinde doğru, uslu, iyi (kimse).
2 . Yaramaz, şımarık, kötü (kimse).

atilla Bey, bayıldım, bayıldım, bayıldım!
çok güzel olmuş bu! şimdi bu arkadaşlarda sözü geçen kitaplar varmış demek ve ben de gidip çalmışım öyle mi? olmuş bitmiş her şey yani? ne güzel. ben tek tek gidip bakayım evlere yine de. bazısını tanımıyorum, bazısını da çok iyi tanıyorum. peri hanım evlerinin boy boy fotoğrafını basıyor gerçi ve onun evinden bir kitap çalmak çocuk oyuncağı. peri hanım'ın perileri kendine benziyorsa onu kandırmak da hiç zor olmaz zaten:)

teşekkür ederim yahu. hatta size bir hediye filan almam lazım benim. kendi ellerimle bir ex libris yontabilirim mesela, olmaz mı?

mersi, mersi, mersi!

banu dedi ki...

Hırsıza not,

"Benim çalışma odama yine gel. Bütün kimonolu italyanlarımı açığa bıraktım, bir de çözmeyi seveceğin bilmeceleri ;)"

lusin dedi ki...

ooo banu ne güzel geldin! çok sevindim. kimsenin bu adresten haberi yok sanıyordum, beni çok şaşırttın yahu.

gelmez miyim, gelirim. hatta ben hırsız gözlerimle kütüphaneni tararken sen de kahve yaparsın bana. pekii, evine gelen hırsızla oturup dertleşen bir adamın hikayesi vardı. amerikalı bu ünlü öykü yazarını hatırladınız mı? valla okumadıysan zor soru. ben de yıllar önce okumuştum. şimdi hırsız, kahve filan derken aklıma geldi. hikayenin adını da unuttum. diyivereyim ben de seni gelir gelmez sıkmayayım. o.henry yazarımızın adı.

yine gel, oyun oynayalım, tamam mı?

banu dedi ki...

Anlaştık. Hırsızım gelir diye kahvem hep hazır ;)Bir oyun da ben ekler, kendi cümlelerimle değil kitap replikleriyle hoşgeldin derim;

- "Hey, o da kim? Güzel Ophelia?"

- "Korkunçtur, bana kalırsa adımıza
hazırlanmış bir oyun var bizim
hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun
ve bilirler, insanlar yalnız kaldıkça
konuştukları dil de değişir."

- "Ah Ophelia, bu oyunlar beni deli etti"


Sonra ben kesin oyunu bozar, kurabiye de alır mısın felan derim :P Fincanı ters çevirip O'Henry'nin ruhunu çağırırız.

lusin dedi ki...

:) kurabiyeyi alırım, kahveye batırırım, dertlenir gibi sana, "düşmeli bir çirkinliğin içine ve yavaş yavaş aşmalı çirkinliği," derim.

sen güzel başını savurur, "bir özgürlük de değil de bu, daha çok bir özgürlük duygusu belki. bence bu duygunun bir karşılığı olmalı. tanrıya inandıkça tanrının olması gibi,"dersin.

ben seni yine anlamakta biraz zorlanırım ve "saçımı kestirsem mi," ne dersin? derim. sen, o. henry'ye soralım bunu dersin ciddi ciddi.

ben artık ahbap olduğumuz için senden kitap filan çalamam.

Günlerin Tortusu dedi ki...

Kahve çeşidini merak ettim, filtreyi tercih ederim. Saç olayına hiç karışmam, olasılıkla 2. kahvemi dolduruyor olurum o sıra.

Kitap çalma konusunaysa hiç girmeyelim.

Davetsiz misafir kabul ediyor musunuz?

lusin dedi ki...

ben de filtre kahve isterim, olmaz mı? saç olayına nasıl karışmazsınınız! jean seberge'den filan bahsedeceğiz böylece.

banu dedi ki...

-Evet, ardarda filtre kahve ve tadından yenmez oyunların şerefine ;)
-Hep beraber, her satırda.
-Amin :)