4 Mayıs 2009 Pazartesi

Kırmızının serüveni I

1 Mayıs’ta yazacaktım, ama olmadı. Bilmece hazırlamak için çok uzaklarda Şili’nin kuzeyindeki çöllerdeyim şimdi. Bulunduğum koşullarda size ulaşmam çok zor. Pablo Neruda’nın deniz kabuğu koleksiyonunu görmek için yola çıkmıştım güya, ama olmadı. Santiago’da trende tanıştığım biri kanalıyla kırmızının kaynağını öğrenme fırsatı çıktı çünkü. Hem tarih 1 Mayıs olunca aklıma kızıl renk gelir ve renklere düşkün benim gibi biri de bir fırsat bulursa, kendini renklere bırakır. Zaten ben, sulardan korkan çingeneler gibiyimdir. Onlar gibi gezip tozarım ve onlar gibi deniz ve deniz ürünlerine yüz vermem. Hal böyle olunca şimdi derdim, kırmızının sırlarına erişmek ve sizi kırmızıya çağırmak. Eh, kırmızının çağrı için benim bilmeceme gereksinimi hiç yok. Kırmızı kendi başına en reddedilmez çağrıcı, adeta toplanma buyruğudur ve 1 Mayıs’a kırmızı yakışır. Neden? Çünkü bir bakın kırmızıya, başkaldırı, zulme uğramışlık, haksızlığa direniş ve özgürlük isteğinin sesini duyarsınız. Şu kırmızı lafı nereden türemiş bilinmiyor; onun adı her zaman ve öz Türkçe olarak resmen kızıl. Hani şu sermaye, liberaller ve mukaddesatçıların ürktüğü sözcük.

Kızıl, ateştir, güneştir, filandır ama en çok da kandır. Kızıl, kahramandır ve onurludur. Çünkü tarih sürekli ve hiç usanmaksızın, alınan ve verilen kan ile yazılmıştır. Öyle bir onur ki yensen de yenilsen de onurlusun.

Kızılın özgürlük narasını en bilinen haliyle 1789 Fransız ihtilalcileri atıyor malum. Devrimciler kızıl, külahımsı, aslında kökü antik Anadolu Frigler’e uzanan bir başlık giyiyorlar. Buradan çıkan kırmızı sonradan, kraliyetin beyaz ve Paris kentinin eski geleneksel feodal mavisi ile laik cumhuriyetçi ulusal renkleri oluşturacaklar. Bayraklara değil de sinemaya hayran olan ben, Fransız bayrağını Kieslowski’den bilirim.

Osmanlı’nın sancakta iki asıl rengi var: Yeşil ve kırmızı. Yeşil olanı, güneşte solduğunda maviye dönüştüğünden itibarı düşmüş, zamanla yalnızca kızıl kullanılır olmuş. İsabet olmuş. Kaşgarlı Mahmut bilgenin dediği gibi, “Ağdi kızıl bayrak/Toğdi kara torak” oluverir yani, başımız sıkıştıkça.

İtalyanların faşist Mussolini’sine ve onun Karagömlekli katillerine karşı bir de kahraman yurtsever, cumhuriyetçi Garibaldi’leri var. Bu gözüpek adam yıllarca İtalyan Birliği ülküsü ile kendi kurduğu Kırmızı Gömlekliler adlı milis gücüyle, liberallerin Avusturya’ya teslim ettiği Roma’yı geri almış ve inatla savunmuş.

Dünyanın pek çok yerinde özgürlükçü ihtilalciler alınlarına, kollarına kırmızı bant takmışlar ve Kızıllar diye adlandırılmışlar. Bu tip örgütlenmenin belki de ilk örneği, 18 yılında Çin’de görülüyor. Kırmızı Kaşlılar! Darbeci General Vang-Mang’a karşı ayaklanıp, giderek zenginlere karşı da savaş açan yoksul, kentli, gizli örgüt üyeleri, birbirlerini tanıyabilmek için kaşlarını kızıla boyuyorlarmış.

10. yüzyıldan sonra Şii Emevi kültürü altında yeşeren Faslılar kızıl başlık olarak fes biçimini kullandılar. Barbaros’un Cezayir egemenliği sırasında pek hoşuna giderek gemicilerine giydirmesi ile bu moda böylece İstanbul’a gelip yerleşmiş.

Özgürlük ve kurtuluşun sembolü olan kırmızı giysi yalnız bir yerde istisnai ve zıt bir durum oluşturur: 1775 Amerikan kurtuluş mücadelesinde son derece acımasız olan İngiliz Emperyalist Ordusu askerleri Kırmızı Ceketliler idi.

Ee.. bir de Kızılbaşlar var. Oğuzlar 9. yüzyıldan sonra Ortadoğu’ya egemen olunca peşlerinden, gelenekleri güçlü ama Oğuzlar gibi politik esneklikleri olmayan Türkmenler yığınlar halinde güneye kaydılar. O sırada İslamiyet tıpkı Ortodoks-Katolik yarışması gibi kanlı ve derin yol ayrımını Şiilik-Sünnilik saflaşmasını yaşıyordu. Uyanık ve politik Oğuzlar halifeden kopmamak için Sünni oldular tabii. Ama yoksul öz Türkmen hakları, zaten Arap kibriyle harici sayıldıklarından, haksızlığa uğrayan Şiilerden oldular. Ayrıca İmam Caferi’nin gizlilik felsefesi, kendi Asyalı yarı şaman inançlarına daha uygun düşmekteydi. Böylece bu insanlar arasında haksızlığa uğramışların rengi kızıl külah giyme adeti yayıldı.

Kızıl başlık giyme adeti, İsa’dan iki bin yıl önceden beri güçlü adalet anlayışını temsilen, Zerdüşt’ün Mazdek rahiplerinde bilinmektedir. Bunlar, Ortadoğu’nun en kutsal meyvesi Nar (içinin kızıl, köze benzemesi özelliğiyle) biçimli, kırmızı, çıkıntılı taç başlık takarlardı. Ateş, bu inançta tek Tanrı Ahura Mazda’nın yeryüzündeki simgesidir. Zaten Athar’dan Ater ve Azer (Hazar), Atharbagdan’dan Azerbaycan oluşmuştur: Ateş yeri! Şimdilerde Ermenilerle aramızdaki hassas ve duygusal sorunumuza ateşle müdahale eden ülkeyi de anmış olduk böylece. İşte Şii Safeviler on iki imamı temsilen on iki dilimli kızıl taç giyecekler, giderek Anadolu’ya göçen Türkmenler’e keçe kızıl külahlarından dolayı Kızılbaşlar denilecek. Sünni devlet güçlerince isyancı kabul edilip takibata uğrayacaklar, gizli gece toplantılarında baskına uğrayıp, tanınmadan kaçabilmek amacıyla çabucak ışıklarını söndürdüklerinden de, “mum söndü” ayini şeklinde ahlaksızlık iftirasına uğrayacaklar.


Yeni atanmış Amerikalı Kardinal Edward Egan Roma’daki atanma töreninden eve döndüğü 2001 yılında kırmızı ipekten gösterişli bir başlık taşıyordu ve bu başlık Papa’nın onu kilisenin prensi yaptığını gösteriyordu. “Kırmızı neyi simgeliyor?” diye soran New York muhabirine Kardinal, inancınızı korumak için o kadar arzulusunuz ki ölümü dahi göze alırsınız, diye cevap verdi. Hıristiyan din adamlarının kırmızı düşkünlüğü Ortaçağ’a kadar uzanır. Ama aynı çağda fahişelere, scarlet woman-kızıl kadın denirdi ve gerçekte kırmızı kumaş giyen kadın demekti. Bunda bir tuhaflık hatta komiklik var. Zira kardinallerin giydiği şapkaya da scarlet hat- kırmızı şapka, kardinal şapkası deniyordu aynı zamanda! Kırmızının oyunbazlığı işte.

1587’de kukuletalı celladına doğru yürüyen İskoç Kraliçesi de kırmızı ve siyahlı bir elbise seçmişti. Siyah ölüm içindi, ama kırmızı renk ölümü karşılama cesaretini simgeliyordu.

Dün, Şili’den Peru’ya geçip Lima’daki Peru Ulusal Müzesi’nin etnik bölümünde ilgimi çok çeken ve sizin de eminim ki bayılacağınız bir nesne gördüm. Gerdanlık gibi, çok renkli, toz içinde bir şerit koleksiyonu. Solgun ipler, bir ana ipten sarkıyorlardı ve daha küçük şeritler garip bir düğüm sistemiyle onlara bağlanmıştı. Bazılarında farklı renkte ipler birbirine dolanmıştı. Makrame gibi görünen bu şey, dünyanın bildiği en incelmiş renk kodu parçalarından biriydi. Durun, heyecanlı kısmını şimdi anlatıyorum: Bu nesne İnka İmparatorluğu’na aitti. İnka imparatorluğu gücünün doğrundayken, 10.000 kilometre yolu denetiminde tutuyordu. Telefon ve e-maili bırakın, tekerlek ve at yokluğunda devlet, mesajı ötekine vermeden önce 20 kilometre sürat koşusu yapan kocaman bir koşucular takımı yolu ile yönetiliyordu. Halkın gelişmiş bir yazı sistemi yoktu ve İnka bürokrasisinin mesajı basit bir koşucunun ezberleyemeyeceği kadar karmaşıktı. Bu durumda bilgiyi, haberi aktarmak için işte bu kodlanmış şeritler kullanılıyordu.

Her renk ve düğümün ayrı bir anlamı vardı. Siyah tel zamanı; sarı, altını; mavi, göğü ve anlam genişlemesi ile tanrıları anlatıyordu. Peki ya kırmızı? Kırmızı, İknaların kendilerini anlatıyordu. Evet! Ordularını ve her şeye gücü yeten imparatorlarını ifade etmek için koyu morumsu kırmızı rengi tercih etmişlerdi. Mesela size İnka İmparatorundan tepesinde düğümler bağlanmış olan kırmızı bir şerit geldiyse, vay halinize. Bu, büyük savaş anlamına gelirdi. Savaştan sonra atılan kan renkli düğümler ise, savaşta kaç kişinin öldüğünü gösterirdi. Ben size Şili ve Peru’da topladığım kırmızı bilgileri sonra, daha ayrıntılı anlatacağım.


Şimdi sorumuz geliyor. Peki, dünyada adı doğrudan kızıl olan bir halk var mı? İpucu: Aklınıza gelen ilk ülke ismi doğru, ama büyük olasılıkla nedenini ya bilmiyor ya da yanlış biliyorsunuz. Onu ben açıklayacağım. Google’a sorabilirsiniz, ama yanıtı orada bulabilir misiniz, emin değilim. Bir tişörtün üstünde gördüğüm gibi ve affınıza sığınarak, “f*ck google, ask me!” diyorum.

Not: Atilla gibi görkemli bir şekilde, Neo gibi bilgilendirici ve kişiselleştirerek, Erhan Bey gibi doğrusu ne ise o sadelikte, Pusarık gibi utangaçca ve neredeyse affımıza sığınarak, Duman gibi hangi alemdeysek oradan bir cümle ile Halid gibi itirazlar, koşullarla, Torkunç gibi maniler, şiirlerle rengarenk verdiğiniz yanıtların doğruluğu ile ne kadar ilgiliysem de, konunun, yazının kendisi hakkındaki görüşlerinizle de çok ilgiliyim. Mesela bu yazının muhatabı ben olsaydım, size yıllarca uzun konçlu kırmızı converse tutkumdan, onu ayrıldığım bir sevgilimin evindeki ayakkabı dolabında burunları yapışık arkaları ayrı halde, bir yürek biçiminde bırakışımdan ve bir daha da kendime kırmızı converse almayışımdan bahsederdim. İyi mi ederdim, bilmiyorum, ama böyle bir yanıtla da bilmece sahibin kalbini Nabakov’un peşine düştüğü kelebekler gibi pır pır kanatlandırırdım:)

Kaynak:
Burçay Anger, en çekici, en kahraman, cafe pazar, 14 ocak 1996, sayı:57, s:12-13)
Victoria Finlay, renkler- boya kutusunda yolculuk, s:139)

***
Erhan Bey için,



Duman için,



Atilla için,



15 yorum:

duman dedi ki...

hakkaten gugılda bulamadım ama bak eritre yunanca da kızıl demekmiş.
azerbaycan daki azer de farsça ateş anlamına geliyormuş.
ayrıca makarna güzelmiş ellerine sağlık lusin.

Günlerin Tortusu dedi ki...

Ulan Bator'un ulusal stadında Kızıl Yıldız'la Kızıl Kmerler arasında oynanan futbol maçının hakemi bir kızılderiliydi -hayır Hintli değil. Stadyumu ise açığından kapalısına, numaralısından şeref tribününe kadar Kızıl Ordu mensupları doldurmuşlardı.

Kızıl Çin'de kızılcık şurubu dağıtılırken stadda, vikinglere özenildi ve kızıl ale içildi bu maçta. (Kızıl Erik'in ruhuna valhalla!)

Kızıl Sakal nam bir kaptan-ı deryanın bu maçta Kızıl Kmerlerin kaptanı olduğu uzunca yıllar rivayet edilmiş olsa da bunun meşhur bir galat olduğu ve hangi gavadın bu galadı çıkardığı hiçbir zaman bilinemedi.

Maçın ortalarına doğru çok içmekten mi, maçın muhteşemliğinden mi yoksa başka bir nedenden mi bilinmez, tüm stadyum ahalisi sanki en sert rus votkasına alışık değilmiş gibi tezahürata başladı:

"....................."

Yanımdaki arkadaşım -ki ben Rusça bilmiyordum ve o hem bir vejetaryendi, hem de ağzına alkol sürmezdi- bu alkolik Kızıl Ordu mensuplarının eski bir askeri usule uygun olarak anlamı Kızıl olan o ülkenin adına tezahürat yaptıklarını ve buna hiçbir zaman anlam veremediğini bana fısıldadı.

O gürültüde onun fısıltısını duymuş olmam bile mucizeydi.

----------

Lusin Hanım, siz bu ülkenin adını biliyor muydunuz? Google bugün bozuk da ;)

erhaNBey dedi ki...

kırmızı, islam kültür dairesinde, yaşam, sağlık ve kanla bağlantılıdır. bereketi garantiler görünen duvağın rengidir ve kötü güçlere karşı koruyucu bir renktir. kırmızı şarap, ateş(olumlu yönleriyle) ve kırmızı gül, hepsi de ilahi azamete işaret ederler. ridâ-i kibriyâ, "ilahi azamet hırkası"nın parlak kırmızı olduğu söylenir. rüyalarda, kırmızı şeylerin görülmesi bir dileğin gerçekleşmeyeceğini gösterir.rüyada görülen kırmızı giysiler ibnü'l verdî'ye göre kadın için güzel ve iyidir, erkekler için bayram günleri ve iyi haber anlamına gelir.

lusin dedi ki...

ooo duman, demek uğraşıp gugıl'a baktın, şahane! şahane!

senin zihnimdeki imgen büyük olasılıkla yanlış, ama bu imgeye sadık kalacağım. senin imgen, biraz şeye benziyor zihnimde... the hours filmini izlemiş miydin? hani çoğu virginia woolf'un mrs dalloway kitabından uyarlanan film? hah, işte o filmdeki ed harris'e. sen pencere önünde oturmuş dünyaya tiksintiyle bakan şairmişsin. nefis şiirler yazıyormuşsun ve ödül filan da almışsın, ama hiç umursamıyormuşsun. ben, mrs dalloway gibi elim kolum çiçeklerle gelmişim ve seni akşamki, aldığın ödül için düzenlediğim partiye gelmeye ikna etmeye çalışıyorum. sen kederle beni dinledikten sonra, umursamazca o kirli perdeli pencereden bakmaya devam ediyorsun. ben merly streep gibi dudaklarımı ümitsizce büzüp seni üzecek sözler söylememek için elimle kapatıyorum ağzımı. son bir gayretle ve belki neşemi sana da bulaştırırım diye, gülümseyerek daveti yineliyorum ve ses tonumda "normal" insanları andıran bir çınıltı var. istiyorum ki o kasvetli oda bu çınıltı ile aydınlansın biraz. asansörden inerken geleceğinden tümden ümitsizim, ama kendimi kandırıp parti için hazırlayacağım yemekleri düşünüyorum.

hımmm? çok mu karamsar oldu. ama işte sen hiç sevmediğin bir bilmece olayına dalıp gugıl'a baktıysan bu müthiş sevindirici bir haber! yaşasın! şu kızılın şiddetiyle yüzüne renk geldiyse, "bana mavi de!" adlı bilmeceyle sana saf oksijen vermiş gibi olacağım. her şey çok güzel olacak o zaman.

:)

yürekten ve içten teşekkürlerimi kabul et, lütfen. varlığın yeter, biliyorsun.

lusin dedi ki...

stadyumdan "bravo atilla!tanrı'nın kılıcı atilla!" tezahüratları yeri göğü inletirken, bayan lusin ancak bir kraliçe'de olabilecek soğukkanlılıkla "teşekkür ederim atilla, bildiniz," der; elindeki kılıcı atilla'nın sol omzuna uzatarak, "sizi şövalye ilan ediyorum" diye devam eder. stadyumdan coşkuyla "hurra!" sesleri duyulur, müzik başlar, hokkabaz ve sihirbazlar maharetlerini gösterir, kızıl ale'ler su gibi akar.

bayan lusin, küçük, zarif elinin yumuşak bir hareketiyle halkı susturur ve eğlenceye olduğu kadar bilgiye önem veren bir kraliçe olduğunu gösterir: "atilla'nın pek güzel ifade ettiği gibi bilmecemizin yanıtı Ruslar, olacaktı. hayır, 1917 ekim devrimi'nden sonra lenin'in kurduğu, amerikan'ın korkulu rüyası kızılordu nedeniyle değil. "Rus" sözcüğü doğrudan eski İsveçce kızıl anlamındaki, 9. yüzyıla doğru kuzey karadeniz, kıyılarına, volga ve dinyeper ırmakları boyunca ta bakü'ye kadar uzanıp dehşet saçan, kızıl-sarı saçlı iri kıyım viking savaşçılarına "Routsi" aslından bozulup "Rhos" (kızıllar)olarak verilen lakaptan kalmadır.

en meşhur komutanları da zaten "kızıl erik" olan bu viking, gal-kelt karışımı cengaverler, latin dillerine de "ruj" yani, kızıl sözcüğünü bıraktılar. bizim hızır reis'in akdeniz'deki adı da barbarossa (kızıl reis, kızıl baba, barbar. barba: eski rumca'da usta, baba, meyhaneci baba)değil midir zaten, kırmızı sakalından ötürü?...

evet, ruslar daha kızıl rusya olmadan, adları "kızılsaçlı vikingler"den kaldı.

işte böyle. hadi şimdi eğlenmeye devam edin. müzisyenlere, sizin için müthiş şarkılar söylemelerini emrediyorum şimdi.


sevgiler, sevgiler, sevgiler...

lusin dedi ki...

erhanbey, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. özellikle rüyada kırmızı görmenin ne anlama geldiği konusuyla çok ilgilendim. benim yazımda olan bu boşluğu doldurduğunuz için çok teşekkür ederim. hatta, bana, rüya tabir kategorisi açmam için esin verdiniz. tez zamanda o konuda okumam gerek.

erhanbey şimdi aklıma geldi; dün gece rüyamda abdullah gül'ü gördüm. onun asistanıymışım ve işimi iyi yapmak, ona olan sadakatimi göstermek için yanıp tutuşuyormuşum. kabinede olan değişikliğin, onun parti içinde hala çok sevilen biri olduğunu gösterdiğini söylüyorum. yemin ederim. bir ara niyeyse başımızı kaldırıp gökyüzüne, bulutlara bakıyoruz. abdullah gül'ün annesi varmış arkasında ve oğlunu böyle göğe bakarken görünce duygulanıp yanaklarından öpüyor. herneyse acil bir toplantı için çıkmamız gerekiyormuş, ben gri etek, siyah vceket giyiyorum ve büyük evrak çantamı yükleniyorum. önümde abdullah gül, arkasında ben, ama yürüyemiyorum. yemin ederim. şimdi, bunda kızıl nerede diyeceksiniz. işte içimdeki umutsuzluğa ve kedere bir renk vermek gerekseydi, kızıl olurdu galiba.

neden böyle tuhaf bir rüya gördüm acaba, çok ilginç.

hah, bu arada çok sevdiğinizi bildiğim sscb bayrağı için bir şey diyecektim size. ruslar kızıl sscb olunca kızıl bayrakları nereden gelmiş olabilir? o döneme kadar klasik avrupalı, aristokrat, feodal simge-arma renkleri olan mavi, beyaz, sarı ile yanyana bir kısım kırmızı kullanmış olabilirler ama, dünyayı sarsacak bir devrimden sonra birden çıkıveren kıpkızıl bayrak neyin nesi? nerden olacak, mö birinci binden itibaren çinlilerle birlikte ilk bayrak (sembol, tuğ) kullanan, tarihin ilk kavimler birleşmesiyle ordu-devlet prototipini oluşturmayı başaran türkler'den! üstelik ilk kez, bir bayrağın tarih boyunca birikimlerle kendiliğinden kazanmış olduğu derin bir anlamı açıkça haykırmak amacıyla.isyan, zulme direniş, özgürlük!

çok teşekkür ederim katkınız için erhan bey, ziyaretinizin benim için anlamı çok büyük.

lusin dedi ki...

bu arada yanıtlar için yine burçay anger'in cafe pazar'da olan en çekici, en kahraman yazısından yararlandım. teşekkür ediyorum buradan.

Günlerin Tortusu dedi ki...

Bu arada Fransızca'da rouge = kırmızı, roux = kızıl demek. Her ikisi de aynı köke dayanıyor(muş). Rubeus ve ruber.

Selamlar,

lusin dedi ki...

hımmm... çok teşekkür ederim. sizin fransıca'nız çok iyi değil mi? ingilizce'de renk adı olarak kullanıldıklarında carmine:lal, scarlet:kızıl, crimson:kızıli sözcükleriyle karşılanıyor. ancak türkçe ve ingilizce renk adları büsbütün ilişkisiz değilse de bazen birbirini tutmuyabiliyor.

bu arada ingilizce'de "kırmızıya boyamak" anlamına gelen rubricate,latince'den rubia sözcüğünden kaynaklanıyormuş. kök boyasına verilen bir ad ve 500 kadar cinsten oluşan rubiaceae ailesinin türkçe'deki karşılığı kökboyasıgiller (miş).

tekrar teşekkür ederim. size müzik koydum, dinliyor musunuz?

senay izne ayrildi dedi ki...

selam, naber?

pusarık dedi ki...

dün upuzun bir yorum yazdım, bekletiyor musun acaba dedim ama yok gibi, sanırım öyle cesur yorumlar yapmak bana nasip değil :)

lusin dedi ki...

selam şenay, iyilik, n'olsun işte. bir bilmece var aklımda da ilginç gelir mi, bilemedim. şu bilmeceleri çeşitlendirmek istiyorum çünkü bir yandan da. sinema da olabilir konu ama neden bilmem, dikkatim dağınık biraz. dur bir bakalım, belki yazarım biraz sonra.

senden n'aber?

lusin dedi ki...

yo, hayır pusarık, gelmedi yorumun. hay allah, yanlış bir şey mi yaptın acaba? keşke gelseydi, merak ettim şimdi.

pusarık dedi ki...

işteyken aceleye geliyor belki de yanlış şifre girdim ve öylece pencereyi kapatıverdim... oluyor bazen öyle.

yorumun üstünden günler geçti ama hatırladığım kadarıyla şöyleydi:

çocukluğumun kırmızısı siyasileşen tehlike sembellerine dönüşüverip dur dediğine değinmiş bunu yasaklı betimlemelerle süslemeye çalışmıştım, ardından carmen gelmişti, yeniyetme bir kızın kırmızıyı tutkuya boyamaya başlamasıydı bu, sonra bir kitabın adında bile gizli kapaklıydı kırmızı ve moda olup şarkı diye dile dolanmasına rağmen kırmızı pek bana yakışmıyordu kanımca... yakınlığın kalıplarda kesilip üstüme giydirilmesinin ardından kırmızı akça pakça üstümdeydi, artık kızılderelilerle bile ahbap olabilirdim... fakat yine de cevabı bilmiyordum.

lusin dedi ki...

ah pusarık geç de olsa güzelmiş yanıtın. bir daha lütfen çok dikkatli ol şifre mifre girerken, tamam mı?